FİBER OPTİK
Bilgi iletişiminin
tarihi oldukça eskiye dayanır. İlk çağlar da insanlar ateş
yakarak iletmek istedikleri bilgiyi bir tepeden bir başka
tepeye aktardılar. Işık kullanılarak yapılan bu ilk
haberleşmede insanoğlu belki de hala en gelişmiş ışık
detektörünü yani gözü kullandı. Işık üreten kaynak olarak
ateş kullanılıyor ve bu ışık insan gözünce algılanarak bilgi
bir noktadan başka bir noktaya aktarılıyordu. Bu ilkel
haberleşme tekniğinde en büyük zorluk, haberleşme
uzaklıklarının çok sınırlı olması ve aktarılan bilginin
büyüklüğünün az olmasıydı. Daha sonra gelişen iletişim
teknolojileri, çeşitli ortamlardan yararlanarak bilginin
iletilmesini sağladılar. Genelde kullanılan, elektrik
sinyalinin iletken kablolar aracılığı ile bir noktadan
diğerine aktarılmasına dayalı teknolojilerdi. Ancak son elli
yıl içinde, ilkçağlarda kullanılan yönteme geri dönüldü ve
iletişimde ışık tekrar kullanılmaya başlandı. Son yıllardaki
iletişim teknolojilerindeki sıçramanın tabanında fiber optik
teknolojilerindeki gelişmeler olduğunu söylemek doğru olur.
Fiber optiğin insanları
neden bu kadar çok etkilediğini daha iyi anlamak için belki
de önce ışık kuramının tarihçesine bakmak gerekir. Son 3000
yıl içinde ışık ile ilgili geliştirilen onlarca kuramdan
önemli olan altısı şunlar:
1) Dokunma
2) Işıma
3) Parçacık
4) Dalga
5) Elektromanyetik
6) Kuantum
Bilgi iletişiminin
tarihi oldukça eskiye dayanır. İlk çağlar da insanlar ateş
yakarak iletmek istedikleri bilgiyi bir tepeden bir başka
tepeye aktardılar. Işık kullanılarak yapılan bu ilk
haberleşmede insanoğlu belki de hala en gelişmiş ışık
detektörünü yani gözü kullandı. Işık üreten kaynak olarak
ateş kullanılıyor ve bu ışık insan gözünce algılanarak bilgi
bir noktadan başka bir noktaya aktarılıyordu. Bu ilkel
haberleşme tekniğinde en büyük zorluk, haberleşme
uzaklıklarının çok sınırlı olması ve aktarılan bilginin
büyüklüğünün az olmasıydı. Daha sonra gelişen iletişim
teknolojileri, çeşitli ortamlardan yararlanarak bilginin
iletilmesini sağladılar. Genelde kullanılan, elektrik
sinyalinin iletken kablolar aracılığı ile bir noktadan
diğerine aktarılmasına dayalı teknolojilerdi. Ancak son elli
yıl içinde, ilkçağlarda kullanılan yönteme geri dönüldü ve
iletişimde ışık tekrar kullanılmaya başlandı. Son yıllardaki
iletişim teknolojilerindeki sıçramanın tabanında fiber optik
teknolojilerindeki gelişmeler olduğunu söylemek doğru olur.
Bundan sonra gelen iki
kuram Sir Isaac Newton’un parçacık ve Christian Huygens’in
dalga kuramları. Bunlar, birbirlerine tam ters olan
kuramlar. Newton’a göre ışık, parçacık olarak düz bir doğru
üzerinde yol alır. Diğer bir deyişle, ışık bir parçacıklar
sistemidir ve kaynağından her yöne düz doğrular boyunca yol
alırlar. Newton’un fizik yasası parçacıkların cisimlerden
yansımasını açıklayabiliyor.
Huygens’in dalga
kuramıysa Newton’un kuramını kabul etmiyor. Ona göre, eğer
ışık parçacıklardan oluşsaydı birbiriyle karşılaşan ışık
demetleri kendilerini yok etmeliydi. Huygens, bunu açıklamak
için karşılaşan iki su akıntısını örnek gösterdi. Gerçekten
de ışık bu tür bir özellik göstermez ve ışık demetleri
karşılaştıklarında, su örneğinde olduğu gibi bir olay ortaya
çıkar. Huygens, ışığın bir dalga olduğunu öne sürdü. Ona
göre ışık ve onunla ilgili olaylar tümüyle dalga kuramına
oturtulmalıydı. Buna karşılık Newton da eğer ışık bir
dalgaysa, hareketi boyunca rastladığı köşeleri de dönmesi
gerektiğini ancak bunun olmadığını ileri sürerek dalga
kuramını reddetti. Bu günün bilimiyse ışığın gerçekten
köşeleri döndüğünü gösterebiliyor. Ancak dalga boyunun çok
küçük olmasından dolayı bu olayın gözle görünmesi olası
değil. Dalga kuramı, 1800’lü yıllarda kabul gördü. Parçacık
kuramıysa 1800’lü yılların sonlarında tamamen terk edildi.
On dokuzuncu yüzyılın
sonlarında, James Clerk Maxwell, elektrik, manyetizma ve
ışığı bir kuramda birleştirdi. Bu kurama elektromanyetik
teori dendi. Maxwell’e göre ışık bir elektromanyetik
dalgadır ve diğer elektromanyetik dalgaların özelliklerini
gösterir. Maxwell, elektrik ve manyetik sabitlerden
yararlanarak ışık hızını hesapladı. Gerçi bulduğu hız kabul
edilebilir değer içinde; ancak Maxwell’in teorisi
fotoelektrik etkisini açıklayamıyor.
1887 de Heinrich Hertz,
metal üzerine gönderilen belli özellikteki ışığın,
elektronları metal yüzeyinden kopardığını buldu. 1900’de Max
Planck, ışık ile ilgili başka bir kuram geliştirdi. Buna
göre ışık, içinde enerji olan küçük bir paket içinde
iletilir ve madde tarafından emilir. Bu küçük pakete
“quanta” adını verdi. Quanta içindeki enerji, ışığın
frekansıyla doğru orantılı. Albert Einstein, Planck’ın
kuramını tamamen kabul ederek ışığın quanta olarak
iletilmesinin ve madde tarafından emilmesinin yanında,
ışığın quanta olarak yol aldığını ileri sürdü. Einstein,
quanta birimi olarak foton’u kabul etti.
1905’te Einstein kuantum
kuramını kullanarak fotoelektrik olayını açıkladı. Kuantum
kuramı, iki temel kuramın, parçacık ve dalga kuramlarının
birleştirilmesiydi. Bu birleştirme zorunluydu; ışık bazen
parçacık bazen de dalga özelliği gösterir. Işık, enerji nin
bir biçimidir. Fotonlar, ancak bu fotonun hareket halinde
olması durumunda var olurlar. Işığın boşluktaki hızı
saniyede 3x108 metredir.
Fiber optikle ışığın en
yakın ilişkisi yansımadır. Newton yasaları ışığın nasıl
yansıdığını açıklayabiliyorlar Newton kuramına göre, ışığın
bir yüzeye gelme açısıyla yansıma açısı değişmez. Işığın çok
önemli bir özelliğiyse kırılma. Kırılma, ışığın değişik
ortamlarda yol almasında ortaya çıkıyor. Belli özellikteki
bir ortamdan başka özellikteki ortama geçerken ışık kırılır.
Işığın hızı, hareket ettiği orta ma bağlı olarak bazen artar
bazen de azalır. Örneğin, ışık havada camdan daha hızlı
gider. Bir ortamdan diğeri. ne geçerken ışık hızının
değişmesi onun kırılmasına neden olur.
Fiber optik teknolojisi, son bir kaç yüzyıldır geliştirilen
ışık kuramının bir sonucu. Gördük ki eski zamanda ateş
sinyal aracı olarak kullanılmıştı. Bilim geliştikçe
haberleşmede kullanılan sinyalleme şekil değiştirdi ve bu
işlem çok daha karışık bir hale geldi. Işıkla ilgili bilim
adamlarının çalışmaları çok eskiye dayanmakla birlikte,
fiber teknolojilerindeki gelişme oldukça yeni.
Fiber
Kablolarla İletişim
Yukarıdaki şekilde göründüğü gibi herhangi
bir bilgi (ses, veri ya da görüntü) önce elektrik sinyaline
dönüştürülür. Işık kaynağında bu sinyaller ışık sinyaline
çevrilir. Burada önemli bir nokta fiberler hem sayısal hem de
analog sinyali taşıyabilir. Birçok kimse fiberlerin sadece
sayısal sinyalleri taşıdığını düşünebilir (ışık kaynağının
açılıp kapanmasıyla). Sinyal bir kere ışık sinyaline
çevrildikten sonra, fiber içinde detektöre gelinceye kadar yol
alır. Burada ışık sinyali tekrar elektrik sinyaline
dönüştürülür. Son olarak da elektrik sinyalinin şifresi
çözülerek bilgiye (ses, veri veya görüntü) dönüştürülür.
İletişimde kullanılan fiber
kabloların temel üç bölümü vardır.İç kısımda fiberin damarı,
daha sonra çeperi ve en dış bölümde ise kablonun kaplama bölümü
bulunur (Şekil 3). Aşağıdaki şekil, tipik bir fiber kablonun
ara kesitini gösteriyor. Damar, ışık sinyalinin yol aldığı, daha
başka bir deyişle bilginin iletildiği bölüm. Telekomünikasyon
endüstrisinde genel olarak 8.3 mikrometreden 62.5 mikrometreye
kadar olan büyüklüklerde fiber kablolar kullanılıyor. Standart
telekomünikasyon fiberinin damar çapı 8.3 mikrometre (tek mod
), 50 mikrometre (çoklu mod), 62.5 mikrometre (çoklu mod)
civarında bulunuyor.
Damar bölgesini saran
çeperin yarı çapı 125 mikrometre, fiber kablonun tamamının
yarıçapıysa 250 mikrometre ile 900 mikrometre arasında
değişir. Bu büyüklükleri insan saçının çapı olan 70 mikrometre
ile karşılaştırabiliriz.
Işık, fiber optik kabloya
girdikten sonra dengeli bir şekilde yol alır ve buna mod denir.
Fiber kablonun tipine bağlı olarak yüzlerce çeşit mod
oluşturulabilir. Her mod, giriş ışık sinyalinin bir bölümünü
taşır. Daha genel bir deyişle fiber içindeki mod sayısı, fiber
damarının çapına, ışığın dalga boyuna ve sayısal açıklık
denilen büyüklüğe bağlıdır. Günümüzde kullanılan temel iki tip
fiber optik kablo vardır: tek mod ve çoklu mod fiberler. Bunları
dış görünümleriyle ayırmak olası değildir. Her iki tip de
iletişim ortamı olarak kullanılmakta. Ancak değişik
uygulamalarda değişik şekillerde kullanılırlar.
Tek Mod Fiberler:
Işığın tek bir modda ya da tek bir yolda ilerlemesine olanak
tanırlar (Şekil 4). Damar çapları 8.3 mikrometredir. Tek modlu
fiberler, düşük sinyal kayıplarının olduğu ve yüksek veri
iletişim hızının gerektirdiği durumlarda kullanılırlar.
Çoklu Mod Fiberler: Işığın
birden fazla modunu ileten fiberlerdir. Tipik damar çapları 50
mikrometre ile 62.5 mikrometre arasında değişir. Çoklu mod
fiberler, kısa mesafeli uygulamalarda kullanılırlar.
Fiber kablonun çalışması,
ışığın tam yansıma prensibine dayanıyor. Işık, fiber kablo
içinde (damarında) çeperlerden yansıyarak ilerler. Tam
yansımanın olabilmesi ışık demetinin fiber kabloya giriş açısına
bağlıdır.
Kırılma indeksi, ışığın bulunduğu
ortamdaki yayılım hızını gösteren bir kavram. Işık boşlukta
saate 300 000 km’lik bir hızla ilerler. Kırılma indeksi, ışığın
boşluktaki hızının herhangi bir ortamda hızına bölünmesinden
elde edilir:
Kırılma İndeksi=(Işığın
Boşluktaki Hızı)!(Işığın Ortamdaki Hızı)
Boşluktaki kırılma indeksi
bu durumda 1 dir. Aşağıdaki tablo, bazı tipik ortamlar için
kırılma indeksini gösteriyor.
|
Ortam |
Tipik Kırılma İndeksi (Kızılötesi) |
Işık Hızı |
|
Boşluk |
1 |
Hızlı |
|
Hava |
1,0003 |
|
|
Su |
1,33 |
|
|
Fiber Kablo
Çeperi |
1,46 |
|
|
Fiber Kablo
Damarı |
1,48 |
Yavaş |
Bir ortamda ilerleyen ışık,
başka bir ortama girdiğinde herhangi bir kayıp olmadan geldiği
ortama geri yansırsa buna tam yansıma denir.
Fiber kabloların çeperi
(dış kaplama bölümü) ve damarı (iç bölümü) değişik
malzemelerden yapıldığı için fiber içinde ilerleyen ışık, damar
bölgesinden çepere çarptığında tam yansımaya uğrayarak damara
geri döner. Tam yansımanın olabilmesi için çeperin kırılma
indeksinin damarınkinden daha az olması gerekir.
Işığın fiber kablo içinde tam yansımaya uğrayarak
ilerleyebilmesi için fiberin damar bölgesine giren ışığın
belli bir açının altında olması gerekir. Bu kritik açının
oluşturduğu hayali koniye kabul konisi denebilir. Kabul
konisinin büyüklüğü, çeper ve damar kırılma indeksine bağlıdır.
Aşağıdaki şekil bu tür bir yapıyı gösteriyor.
Elektromanyetik spektrumda
insan gözünün algılayabildiği bölgeye görünür bölge diyoruz.
Görünür bölgede ışığın dalga boyu, ışık renkleriyle ifade
edilebilir. Gökkuşağı renkleri kırmızı, turuncu, sarı, yeşil,
mavi ve mor aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi görünür bölgede
bulunurlar. Fiber optik iletişiminde kullanılan
elektromanyetik dalgaların dalga boyu görünür bölgenin
üzerinde bulunur. Tipik optik iletişim dalga boyları, 850
nanometre (nm), 1310 nm, ve 1550 nm ’dir. Hem lazerler hem de
LED ’ler fiber optik kablolar üzerinden ışık sinyali
üretiminde kullanılabilir. Lazer kaynakları 1310 veya 1550
nanometre ve tek mod uygulamalarında uygundur. LED ’lerse 850
veya 1300 nanometre dalga boyundaki çoklu mod uygulamalarında
kullanılır.
Fiberin en iyi çalıştığı
bazı dalga boyu aralık pencereleri bulunuyor. Bunlara çalışma
penceresi denebilir. Her pencere, tipik dalga boyunun etrafında
oluşur (Şekil 7). Aşağıdaki tablo bu pencereleri veriyor
Pencere Dalga boyu
800 - 900 nm 850
nm
1250-1350nm
1310nm
1500—l600nm 1550nm
Bu pencerelerin
seçilmesinin nedeni, fiber optiğin en iyi çalıştığı bölgeler
olması, diğer bir deyişle eldeki ışık kaynağıyla iletişim
özelliklerinin en iyi şekilde çakışması.
Sistemin frekansındansa şu
anlaşılıyor: Sayısal veya analog sinyalin modülasyon frekansı
veya diğer bir anlatımla ışık kaynağı tarafından bir saniyede
gönderilen sinyal sayısı. Frekans, hertz birimi ile ölçülür. 1
hertz saniyede bir pulsa (atmaya) karşılık gelir. İletişimde
kullanılan pratik birimse megahertz’dir (MHz) ve saniyede bir
milyon atmaya karşılık gelir.
Fiber kablo içinde yol
alan ışık sinyalinin enerjisi ve dolayısıyla şekli, değişik
nedenlerle kayba uğrar (Şekil 8). Bu kayıp desibel cinsinden
ölçülür (dB/km). Belli bir mesafede kullanılan fıberin düşük
kayıplı olması gerekir. Dolayısıyla düşük kayıplı fiber optik
sistemleri tercih edilir. Örneğin ilk çıkış gücünün
%50’sinin kaybı, 3.0 dB’lik bir kayba karşılık gelir. Fiber
kablolar birleştirildiğinde ya da sistem içine monte
edildiğinde, bazı kayıplarla karşılaşılır (Şekil 9). Iki fiber
kablo uç uca birleştirilirse, tipik kayıp 0.2 dB dir. Kayıp
nedenleri pek çok olmakla birlikte iç ve dış kayıplar olarak iki
sınıfa ayrılabilir.
Işık sinyali, fiber kablo
içinde herhangi bir düzensiz bölgeye gelirse saçılıma uğrar ve
saçılıma uğramış sinyal o bölge tarafından emilerek ilerlemesi
engellenebilir. Rayleigh saçılımı, bilinen en önemli saçılım
tipidir (genelin %96’sı). Fiber içindeki ışık, fiberi oluşturan
cam atomları ile etkileşir. Işık dalgaları atomlarla esnek
çarpışma yapar ve ışık dalgası saçılıma uğrar. Eğer ışık
saçılımdan sonra tam kırılmayı sağlayan açıdan daha büyük bir
açıyla çepere çarparsa, fiber kabloyu terk eder ve kaçar.
İkinci tip iç kayıp, ışık
sinyalinin fiber tarafından emilmesidir. Bu tür kayıplar genel
kayıpların %3-5’ini oluşturur. Işık sinyalinin fıber tarafından
emilmesinin nedeni, fiberi oluşturan camın içinde bulunan
kirliliklerdir. Bunlar titreşim veya başka çeşit enerji
kayıplarına neden olurlar (Şekil 10).
Diğer kayıp tipiyse dış
kayıplardır. Örneğin, eğer fiber optik kablo bükülürse bu
bölgedeki gerilim artar ve gerilimin artması da kırılma
indeksini değiştirir. Bu durumda ışık sinyalinin tam yansıması
gerçekleşmeyerek damar bölgesinin terk edilmesine neden olur.
Bu tür eğilmelere makro bükülüm adı verilir.
Bu bükülümler mikro düzeyde
kablonun içinde olursa yine sinyal fiberin damar bölgesini terk
ederek kayba neden olur
Işık atması, fiber kablo
içinde yolculuğu sırasında yayılır. Bu durumda atma
genişleyerek bir önceki veya bir sonraki atma ile çakışır; yani
gönderilen ışık sinyali artık ayrılamaz hale gelir. Sonuç
olarak iletilen bilginin karakteristik özelliği yitirilmiş olur.
Diğer bir anlatımla bilgi kaybolur.
Daha önce anlatıldığı gibi
yayılma, ışık sinyalinin dağılmasına neden olur. Bu dağılma,
ışık atmalarının birbirleriyle birleşmelerine neden olur. Belli
bir mesafede ve belli bir frekansta gönderilen atma, alıcı
tarafından oku-namaz hale gelir.
Bunun dışında, genellikle
çoklu mod fiberlerde görünen sinyallerin üs tüste gelip
karışması da bilginin kaybına neden olur. Sistemlerin bant
aralığı bir kilometrede megahertz (MHz) ile ölçülür. Örneğin
eğer bir sistemin bant aralığı 200 MHz-km ise, bir saniyede 200
milyon atma (puls) bir kilometrelik fiber içinde birbirlerine
karışmadan algılayıcıya ulaşır.
Endüstrinin gelişimine
bakıldığında, bilgi çağının 1985’te başladığını ve 1995
yılından itibaren hızının yavaşladığını söylemek yanlış olmaz.
Artık yeni bir çağa, iletişim çağına hızla ilerliyoruz. Bu
çağın en önemli karakteri, bilgiye ulaşmanın ve bilginin
dağıtımının yeni iletişim araçlarıyla yapılması. İnsanların
İnternet’i kullanmaya başlaması ve bu konudaki talebin çok
hızlı artması, ulusal iletişim altyapısının tekrar gözden
geçirilmesine ve yenilenmesine neden olmuş bulunuyor.
Kromatik dağılım, ışık
kaynağında kullanılan dalga boyu aralığına bağlıdır. Lazer veya
LED’ler tarafından üretilen ışığın dalga boyu belli bir
aralıkta olur. Fiber içinde yol alan değişik dalga boyundaki
dalgalar, değişik hızlara sahiptir. Dolayısıyla eşit
mesafeleri farklı sürelerde alırlar; bu da sinyalin yayılmasına
neden olur. Sinyalin gereğinden fazla yayılması onun karakterini
bozar ve bilginin kaybolmasına neden olur. Bu tür kayıplar, tek
mod fiber optik uygulamalarında oldukça önemlidir.
Bant Aralığı: Bant
aralığını, ışık sinyali gönderildikten sonra diğer uçta bulunan
detektörün ayırabileceği özellikleri taşıyan bilgi miktarı
olarak tanımlayabiliriz.
Bu çağa ulusal bazda ayak
uydurmanın en önemli kriteriyse, ülkedeki iletişim trafiğinin
büyüklüğü. İletişimi arttırmanın ve çağa ayak uydurmanın
yoluysa doğal olarak alt yapının yeterince iyi olmasına
bağlıdır. Dolayısıyla fiber teknolojilerinin ülkemizde yoğun
olarak kullanılması yaşamsal öneme sahip bir gereklilik.
Bilgi çağında insanlar daha
çok tek yönlü, etkileşimsiz olarak bilgiye ulaşmanın yolunu
arıyorlardı. Yeni durumda, yani iletişim çağında koşullar hızla
değişiyor. Yeni durumda insanlar bilgiye ulaşmada ve diğerleri
ile iletişimde çift yönlü ve etkileşimli araçlar kullanıyorlar.
Fiber optik kablolar artık tüm
ülkelerde hızla bakır kabloların ve diğer iletişim araçlarının
yerini alıyor. Fiber optik kabloların diğer iletişim
ortamlarından en önemli farkı, ses, veri ve görüntü
iletişimindeki yüksek hız. Fiber kablo uçları yakında oturma
odamıza kadar uzanacak. Diğer uçtaysa, milyonlarca bilgi
kaynağının ve etkileşimli iletişim sağlayabildiğimiz kişilerin
olduğunu düşünürsek globalleşmenin ne olduğunu ve önemini
anlamak şüphesiz daha kolay olacak.
60-96-144 FİBERLİ
KABLODA RENK SIRALAMASI
|
Sıra No |
Fiber Tüp Rengi |
Sıra No |
Fiber Renkleri |
|
1 |
Kırmızı |
1 |
kırmızı |
|
RAL 3000 |
2 |
sarı |
|
|
3 |
yeşil |
|
|
4 |
mavi |
|
|
5 |
menekşe |
|
|
6 |
kahverengi |
|
|
7 |
siyah |
|
|
8 |
turuncu |
|
|
9 |
pembe |
|
|
10 |
gri |
|
|
11 |
açık yeşil |
|
|
12 |
naturel |
|
2 |
Sarı |
13 |
kırmızı |
|
RAL 1021 |
14 |
sarı |
|
|
15 |
yeşil |
|
|
16 |
mavi |
|
|
17 |
menekşe |
|
|
18 |
kahverengi |
|
|
19 |
siyah |
|
|
20 |
turuncu |
|
|
21 |
pembe |
|
|
22 |
gri |
|
|
23 |
açık yeşil |
|
|
24 |
naturel |
|
3 |
Yeşil |
25 |
kırmızı |
|
RAL 6018 |
26 |
sarı |
|
|
27 |
yeşil |
|
|
28 |
mavi |
|
|
29 |
menekşe |
|
|
30 |
kahverengi |
|
|
31 |
siyah |
|
|
32 |
turuncu |
|
|
33 |
pembe |
|
|
34 |
gri |
|
|
35 |
açık yeşil |
|
|
36 |
naturel |
|
4 |
Mavi |
37 |
kırmızı |
|
RAL 5015 |
38 |
sarı |
|
|
39 |
yeşil |
|
|
40 |
mavi |
|
|
41 |
menekşe |
|
|
42 |
kahverengi |
|
|
43 |
siyah |
|
|
44 |
turuncu |
|
|
45 |
pembe |
|
|
46 |
gri |
|
|
47 |
açık yeşil |
|
|
48 |
naturel |
|
5 |
Menekşe |
49 |
kırmızı |
|
RAL 4005 |
50 |
sarı |
|
|
51 |
yeşil |
|
|
52 |
mavi |
|
|
53 |
menekşe |
|
|
54 |
kahverengi |
|
|
55 |
siyah |
|
|
56 |
turuncu |
|
|
57 |
pembe |
|
|
58 |
gri |
|
|
59 |
açık yeşil |
|
|
60 |
naturel |
|
6 |
Kahverengi |
61 |
kırmızı |
|
RAL 9001 |
62 |
sarı |
|
|
| |